Makale

Vatan Kurtaran Şaban – Epik bir Okuma

Haldun Taner’in 1965 yılında kaleme aldığı ve ilk kez 1967 yılında Zeki Alasya, Metin Akpınar ve Ahmet Gülhan tarafından Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nda sergilenen oyunu Vatan Kurtaran Şaban Bertolt Brecht’in geliştirdiği Epik Tiyatro yönteminin ülkemizdeki önemli örneklerindendir.  Oyun, aslen Haldun Taner’in ülkemize tanıştırdığı kabare türü tiyatro denen politik hiciv tiyatrosunun öncüsü olmuş ve kabare tiyatrosuyla birlikte ülkemizde Epik tiyatronun da temellerini atmıştır. Brechtiyen tiyatroyu geleneksel teatral yöntemlerle birleştirdiği Vatan Kurtaran Şaban oyunu, Haldun Taner’in günümüzde pek çok amatör tiyatro grupları ve Devlet Tiyatrolarınca da sergilenerek ölümsüzlüğü yakalamasına önayak olmuş eserlerinden biridir.
 
“Kabare bir dev aynasıdır. Biraz büyütür her şeyi, sivilceyi çıban yapar, göze sokar gerçeği” diyen Haldun Taner  oyununda,  günümüzde de güncelliğini koruyan politik eleştirilerinin yanı sıra ülkemiz insanın sanata ve sanatçıya bakış açılarını,  Modern tiyatro anlayışıyla meydana gelen temsil krizine bir çözüm olarak sunulan  “tiyatronun tiyatrosallaştırılmasından” kaynaklanan  seyircide yabancılaştırma etkisi yaratan  oyunuyla herkesçe bilinen ama işaret edilmeyen toplumsal gerçekleri gözümüze sokar.
 
Oyun, bize kadastro müdürüyken kültür müsteşarlığına atanan Şaban Bey’in kültür ve sanata bakış açısını anlatır. Bambu Tiyatro Topluluğu’nun 28 Ocak 2020 tarihinde seyircisiyle buluştuğu Bambu Sahne’de, sergilediği iki perdeden oluşan oyun, Şaban Bey özelinde “bilgiçliğin budalalığını, ikiyüzlülüğünü, kendini aldatışın ve dalkavukluğun” eleştirisini ince bir alay ile yapar. Oyun, oyuncuların tümünün seslendirdiği, Şaban Bey’in (Yusuf Kenan Adıgüzel) kültür müsteşarlığına nasıl geldiğini anlatan bir giriş şansonu ile açılır. Aynı şekilde, oyundaki anlatıcı görevi de oyuncular arasında paylaştırılmıştır. Açık biçim tiyatro tekniğiyle icra edilen oyun boyunca tüm oyuncular sahnededir. Sahnedeki prova halini seyirciye geçirmeyi başaran oyunda oyuncular, dekor ve kostüm değişimlerini sahne üzerinde bizzat kendileri yapar. Sahne üzerinde sadece sandalyeler, masa ve oyuncuların kostümlerinin bulunduğu askıdan oluşan minimalist ve işlevsel bir dekor kullanımı göze çarpar.  Ressam hikayesinde kullanılan tablolarda oyuncuların “Adem’in Yaratılışı” tablosunu canlandırmaları, erkek oyuncunun beyaz bir elbise giyerek “nü” heykel gibi duruşunu canlandırdığı oyunda, oyuncuların aynı zamanda dekorun bir parçası olarak görev yaptığını görürüz.  Aksesuar olarak ise  tablolar ve masanın üzerinde bulunan bir telefon kullanılır. Seyirciyi hayal güçlerini kullanmaya iten tanımlayıcı aksesuar kullanımı da oyunun epik tiyatro anlayışına sahip güçlü yönlerindendir. Sahnede kostüm değişimini kolaylaştıracak şekilde simsiyah giyinmiş olan oyuncular oyundaki epizotlarda canlandırdıkları tiplere uygun kostümler giyerler. Bu tip hızlı kostüm değişimi gerektiren oyunlarda sıkça görüldüğü gibi kolay giyilen tek parça kostümler kullanılmıştır. Yalnız oyunun ana karakterleri olan Şaban Bey ve Mısta Bey karakter pozisyonları gereği takım elbise giyerek diğer  oyunculardan ayrılır.
 
Oyunun epizodik yapısı dolayısıyla sahneleri birbirine bağlayan şansonlar, aynı zamanda oyuna katkıda bulunur ve seyirciye oyunun arka planı hakkında bilgiler verir.  Perde bitimlerinde şansonlar topluca söylenirken, ara bağlamalarda Şaban Bey (Yusuf Kenan Adıgüzel) ve Mısta Bey (Cem Dinçer) tarafından  söylenir. Şansonlarda dönemin gerçeklerinden olan kadrolaşma, siyasetin çürümüşlüğü, nitelikli bilginin gereksizliği gibi konular ince bir alayla seyirciye doğrudan anlatılarak  Dördüncü Duvar yıkılır ve müziğin epik tiyatrodaki önemi oyuncular tarafından vurgulanır.  Oysaki ışıklar epik tiyatro oyunlarında görmeye alışkın olduğumuz kullanımının dışındadır; sahne daima aydınlık değildir. Oyunun dramatik vurgu ihtiyacı hissedilen yerlerinde ve sahneler arası geçişlerde şansonların yanı sıra ışıklarda karartma da uygulanmıştır.
 
Epik Tiyatronun sahnede kolaj ve montaj tekniklerinden yararlanışı bu prodüksiyonda Gora filmi, Godot’yu Beklerken ve Hamlet oyunlarından  parodiler şeklinde verilen kesitlerde görülür. Aynı zamanda oyunda sıkça adı geçen Shakespeare’in Macbeth oyunundan tanıdığımız cadılar “GAK üyeleri” olarak yeniden yorumlanmıştır. Beckett’in Godot’sundaki bunalmışlık ve durağanlık oyunun aktifliğiyle güzel bir tezat oluşturmuş; Danimarka Prensi Hamlet’in genç bir kabadayı olarak yeniden hayat bulması ise oyunun komedisine katkıda bulunmuştur. Her ne kadar Şaban Bey ve Mısta Bey karakterleri için basmakalıp olduklarını söylenebilse de epik tiyatro karakterlerinde bulunmayan derinlik, oyuncuların performanslarında kendini göstermiş ancak bu durum yadsınmamıştır. Şaban Bey ve Mısta Bey’in ikili diyaloglarından ve ağızlarından karakterleri çözümlemek mümkün olmuş, her iki oyuncu da rollerinin gerektirdiklerini başarıyla yerine getirmiştir. Şaban Bey’in doğrudan seyirciye ithafen attığı tiradı ya da yine seyirciye  yönelerek okuduğu şiir gibi nüanslar oyuna renk katmasının yanı sıra seyirciyi oyuna yabancılaştırma etkisine de katkı sağlamıştır.
 
Oyun, epik oyunlardaki sonuç kısmında rastlanan döngüsellik özelliğine vurgu yaparak, tüm oyuncularca söylenen “Neye Varacak Bu İşin Sonu” isimli bir şansonla biter.  “Çürümüş bir şey var Danimarka Krallığı’nda” repliğinin ödünç alındığı Hamlet oyununa bir atıf yapan şarkı, aslında bir sosyal mesaj niteliğindedir. Bambu Tiyatro topluluğu tarafından sergilenen bu oyun iyi bir epik teknikle yorumlanmış ve tiyatronun tüm öğelerini ellerinden geldiğince bu yönde kullanmıştır. Ozan Demircioğlu ve Yusuf Kenan Adıgüzel yönetmenliğinde sahneye konan oyun seyircisine zevkli bir akşam geçirmeyi başarmıştır.
Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı